Atilla Can
Ebru Sanatçısı
Turkish Marbling Artist
ANA SAYFA
EBRU ÇEŞİTLERİ
- PORTR-E-BRU
- KARDELEN
- GELİNCİK
- KARANFİL
- MENEKŞE
- PAPATYA
- NERGİS
- LALE
- NATÜREL LALE
- İSTANBUL LALESİ
- NEFTLİ BATTAL EBRU
- BATTAL EBRU
MAKALE
- Ebru' daki Lezzetin Sırrı
- Şairler ve Ressamlarda Öksüz Kalır
- Ebru Üzerine Murat Bardakçı
- Galata' ya Bakmak Mı?
- Ebru ile Buluşma Noktası
- Bir Cemre Misali ATATÜRK
- Ali Çalışır' ın Sanat Görüşü
LİNKLER
EBRU USTALARI
ŞEBEK MEHMET EFENDİ:
Hakkında yukarıda verilen bilgilerin dışında fazla bir bilgi bulunmamaktadır. "Tertîb-i Risâle-i Ebrî"de kendisinden "rahimehullah" (Allah ona rahmet etsin) diye bahsedildiğine göre ölümünün bu risalenin yazım tarihi olan 1608 tarihinden önce olduğu, yine aynı risalede geçen "Nüsha-i Şebek" sözünden de ebru hakkında bilmediğimiz bir risale sahibi olduğu anlaşılmaktadır.
HATİP MEHMET EFENDİ: (? – Nisan 1773)
İstanbulludur. Ayasofya Camii hatibi olması nedeniyle "hatip" diye anılan Mehmet Efendi'nin doğum tarihi bilinmemektedir. "Tuhfe-i Hattâtîn'de kendisinden "pîr-i mübarek" diye bahsedildiğine göre 1187 yılının Muharrem ayında (Nisan 1773) vefat ettiğinde yaşının bir hayli ilerde bulunması icap eder. "Eski Zühdî" diye de bilinen Zühdî İsmail Ağa'dan sülüs-nesih yazılarını öğrenmiştir. İçiçe damlatılan renklerle oluşturulan konsantrik halkalara iğne ile şekil vermek suretiyle yapılan ebruların mucidi olması nedeniyle böyle yapılan ebrulara hatip ebrusu adı verilir. O zamana kadar kıvamı nispeten sulu kitre kullanılmasından ötürü soluk olan ebruların renklerini kitresinin kıvamını artırarak canlılaştırmış olması sebebiyle ebruculuk tarihimiz açısından önemli bir şahsiyettir. Ebruları zamanında yapılan işlerde daima kullanılmış olup renklerinden ve üslûbundan hemen tanınır. Hocapaşa'daki evinde çıkan yangında eserlerini kurtarmak isterken kendisi de ebrularıyla birlikte yanarak vefat etmiştir.
ŞEYH SADIK EFENDİ: (?- Temmuz 1846)
Buhara'nın Vabakne şehrinde doğan ve Üsküdar Sultantepesi'ndeki Özbekler Dergâhı şeyhliğinde bulunan Sadık Efendi'nin hayatı hakkında fazla bilgimiz bulunmamaktadır. Ebruculuğu Buhara'da iken öğrendiği ve iki oğlu Edhem ve Salih Efendilere öğrettiği bilinmektedir. Dergâhtaki kabir kitabesinden 17 Recep 1262 (11 Temmuz 1846) tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
HEZARFEN ETHEM EFENDİ: (1829- Ocak 1904)
Geçen asrın ebrucularından en çok bilineni,Üsküdar Özbekler Dergâhı Şeyhi İbrahim Edhem Efendi'dir. Türkiye'nin eski Washington Büyükelçisi merhum Münir Ertegün'ün (1882-1944) de dedesi olan Edhem Efendi'nin fen ve sanat tarihimizde müstesna bir yeri olması gerekirken unutulup gitmiştir. 1245 (1829) yılında Özbekler Tekkesi'nde doğmuştur. İlk tahsilini Hâcce Hesnâ Hâtun Mahalle Mektebi'nde bitirdikten sonra Dergâh'ta babasından, amcasından ve Dergâh'a gelen Buhara'lı âlimlerden ders alarak yetişmiştir. Türk, Arap, Fars ve Çağatay dillerine şiir yazacak derecede vâkıf olan Edhem Efendi, ileri yaşına rağmen hat sanatına merak sarıp Çarşambalı Arif Bey'den Ta'lîk hattını öğrenerek icazet almıştır. Doğramacılık, marangozluk, oymacılık, hakkâklık, mühürcülük, dökmecilik, tornacılık, demircilik, tesviyecilik, makinecilik, matbaacılık, dokumacılık ve mimarlık gibi fen ve sanatlarda kabiliyet ve özel çalışmaları sonucu ihtisas sahibi olmuştur. 1869 tarihinde Mithat Paşa tarafından kurulan Sultanahmet Sanat Enstitüsü Müdürlüğü'ne getirilmiş ve memleketimizde kurşun boruyu da ilk defa burada döktürmüştür. Ebruculuk, onun pek çok meziyetinden bir tanesidir. Bu yüzden Hezârfen (bin sanat sahibi) lâkabıyla anılmaktaydı. Eserlerinde imza olarak Kâmi mahlâsını kullanmıştır. Bilhassa Hac zamanı gelen Özbek misafirlerle artan ziyaretçi sayısından dolayı tekkenin artan giderlerini karşılayabilmek için yaptığı sanat eserlerini elden çıkartır, ebruları, denkler halinde satılmaya getirildiği Bayezid'deki Kâğıtçılar Çarşısı'nda pek beğenilerek aranır ve satın alınırdı. 20 Şevval 1321 (8 Ocak 1904) tarihinde Cuma gecesi yatsı namazı sırasında üç İhlâs bir Fatiha okunurken "âmennâ ve saddaknâ" (inandık ve onayladık) dedikten sonra secdeye kapanan ve bir daha kalkamayan Edhem Efendi, ertesi gün Dergâh'ın haziresine defnedilmiştir.
NAFİZ EFENDİ:
Hezarfen Edhem efendinin kardeşidir. Hakkında pek bilgi ve eserleri bulunmamaktadır.
Hattat SAMİ EFENDİ: (1838-1912)
Zamanının en maruf hat üstatlarından biri olan Sami Efendi (1838 – 1912) Hezarfen Edhem Efendi’nin yakın arkadaşı olması sebebiyle ebruculuğu ondan öğrenmiş, fakat meslek edinmemiştir. Hattat Şevki Efendi’nin (1829 – 1887), en güzide öğrencisi Bakkal Arif Efendi (1830 –1909) için yazdığı Sülüs-Nesih meşk murakkaı’nın (hocanın hattı öğrenmesi için öğrenciye yazdığı yazıların albümü) etrafını süsleyen ebrular Sami Efendi eli ile yazılmıştır.
AZİZ EFENDİ: (1871-1934)
Sülüs-Nesih yazılarında Bakkal Arif Efendi’nin en önde gelen öğrencisi olan Şeyh Aziz Efendi de (1871 – 1934) Özbekler Dergahı’na devamı sırasında Edhem Efendi’den ebruculuk öğrenmiş ve amatör zevk ile bu sanata karşı ilgisini sürdürmüştür.
NECMETTİN OKYAY: (1883-1976)
19 Rebiülevvel 1300 (29 Ocak 1885) tarihinde İstanbul Üsküdar'da doğdu. Mürekkepçilik, aharcılık, okçuluk, gülcülük, eski tarz mücellitlik, hattatlık gibi pek çok hünerinin yanı sıra ebruculuğu da meslek edinen Hâfız Necmeddin Okyay da, üstadı Edhem Efendi gibi Hezârfen lâkabıyla anılır. Sanat hayatı başlıbaşına bir kitabı dolduracak hadar geniş olan Necmeddin Okyay'ın geniş hal tercümesi, hattatlarımızı anlatan eserlerde bulunabileceğinden burada sadece ebruculuğu konusunda bilgi sunulacaktır. Ebruyu Edhem Efendi'den öğrenmiştir. Medresetü'l Hattâtî'nde ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde tarz-ı kadîm cilt ve ebru hocalığı yapmıştır. Rik'a,dîvânî ve celi dîvânî icazetlerini Ravza-i Terakkî Rüşdiyesi'ndeki hüsn-i hat hocası Hasan Tal'at Bey'den aldı. Sülüs-nesih yazıyı Hacı Arif Efendi'den,ta'lik ve celî ta'lik yazıyı Sami Efendi'den öğrenmiştir. Ebruyu oğulları Sami (1910-12 Haziran 1933) ve Sâcid (1915-19 Nisan 1999) Okyay ile yeğeni Mustafa Düzgünman'a (1920-12 Eylül 1990) öğretmiştir.
Kendisinden önce çok ilkel biçimde yapılan ve bugün tüm dünya ebrucularının gıpta ile seyrettikleri çiçekli ebruları icad ederek ebruculuk tarihimizde yeni bir tarz başlatmıştır. Kalıbını kesip Arap zamkı ile yapıştırmak ve ebruladıktan sonra kalıbı sökmek suretiyle yaptığı yazılı ebrular ise ebruculuk tarihi açısından bir ilktir. Kalıptan taşan zamkın bulunduğu yerlerin de boya almadığını görerek mürekkep yerine doğrudan zamk kullanarak yazmak suretiyle yaptığı ebrular arasında "Lâfza-i Celâl" en meşhurudur. 5 Ocak 1976'da, 93 yaşında Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.
ABDÜLKADİR KADRİ EFENDİ: (1875-1942)
Kadıköy Osmanağa Camii imam ve hatibi olan Abdülkadir Kadri Efendi de (1875 – 1942), Edhem Efendi’den ebruculuk öğrenenlerdendir. Fakat bu işi meslek edinmemiştir.
BEKİR EFENDİ:
Geçen yüzyılın başlarında Bayezid'deki Kâğıtçılar Çarşısı'nda yapıp sattığı battal ebrularıyla tanınan Bekir Efendi,aynı zamanda eski tarz is mürekkebi imalcilerindendir. Hayatı hakkında fazla bir bilgi bulunmamakta olup ebruculuğu kimden öğrendiği de bilinmemektedir. Devrinde resmî dairelerde kullanılan defterlerin üzerine geçirilen ve "ali kurna" tabir edilen sağlam Avrupa kâğıdı ile yapılmış olan ebrular Bekir Efendi tarafından yapılmıştır.
SAMİ OKYAY: (1910- Haziran 1933)
Necmeddin OKYAY'ın ortanca oğludur. 1910 yılında Üsküdar'da doğmuştur. Ebruculuğu babasından öğrenmiş ve kısacık ömrü süresince çığır açacak eserler vermiştir. Aynı zamanda ince bir tezhîb, hâk (oyma), lâke ve şemse tarzı cilt sanatçısı idi.
SACİD OKYAY: (1915-1973)
Necmeddin Okyay'ın küçük oğludur. 1915 yılında Üsküdar'da doğmuştur. 1936 yılından emekliye ayrıldığı 1973 yılına kadar Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde eski tarz cilt ve ebru hocalığı yapmıştır. 19 Nisan 1999'da vefat etmiş ve Karacaahmet Kabristanı'na, babasının yanına defnedilmiştir.
MUSTAFA DÜZGÜNMAN: (1920-1990)
9 ŞUBAT 1920′de İstanbul Üsküdar’da Sultantepe’de doğdu. Babası, aynı semtteki Abdülbâki Efendi ve Aziz Mahmud Hüdâyî Camilerinin imamlığını yapan Saim Efendi’dir. İlk tahsilini tamamladıktan sonra babasının Üsküdar çarşısındaki aktar dükkânında çalışmaya başladı. 1938 yılında, annesinin dayısı hattat Necmeddin Okyay onu, hocalık yaptığı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Türk Tezyinî Sanatları Bölümü’ne kaydettirdi. Burada Necmeddin Okyay’dan eski tarz cilt ve ebru öğrenerek kısa zamanda kabiliyetiyle dikkati çekti, diğer kıymetli hocalardan da faydalandı. Ancak hayat şartları sebebiyle bir müddet sonra okuldan ayrılarak tekrar baba mesleği olan aktarlığa döndü. Vefatına kadar titizlikle sürdürdüğü bu meslekte işinin ehli güvenilir bir esnaf olarak tanındı.
Akademi’deki talebeliği yıllarında “şemse” denilen klasik cildin güzel örneklerini imal eden Düzgünman, bir müddet sonra o sırada taliplisi çok az bulunan bu sanatı da terketmek zorunda kaldı. Özellikle 1957′den itibaren daha fazla zaman ayırdığı ebruculukla meşguliyetini ise ölümüne kadar sürdürmüştür.
Çeşitli konularda yeniliğe açık olduğu halde ebru sanatında klasik anlayışa sımsıkı bağlı kalan ve bu hususta modern uygulamalara iltifat etmeyen Düzgünman, ebruculukta kendisini geçtiğini söyleyen hocası Necmeddin Okyay’ın bu sanata kazandırdığı çiçekli ebru çeşitlerine papatyayı eklemiş, ayrıca çiçek şekillerini de ıslah etmiştir. 1940′ta başlayıp ölümüne kadar elli yıl süren ebruculuğu sırasında, 1967′den itibaren çeşitli sergiler açan ve bazı sergilere katılan Düzgünman, hem eserleriyle hem de yetiştirdiği öğrencileriyle bu sanatın tanınmasına ve yayılmasına hizmet ederek son otuzbeş yılın ebruculuğuna adeta damgasını vurmuş bir sanatkardır.
Mustafa Düzgünman, ebru sanatı dışında dinî mûsikiyle de meşgul olmuş ve tasavvuf zevkini, Hafız Eşref Ede’den almıştır. Muzıka-i Hümâyun’da yetiştiği için “Mızıkalı” lakabıyla anılan Hafız Muhittin Tanık, Üsküdar’daki Çarşamba Rifâî Dergâhı şeyhi Hayrullah Tâcettin Yalım ve Üsküdar Rifâî Âsitânesi şeyhi Hüsnü Sarıer gibi kıymetli hocalardan istifade etmiştir.
Aziz Mahmud Hüdâyî Camii’nde uzun yıllar cuma günleri iç ezan ve teravih namazı aralarında ilahi okuyuşuyla iyi bir icracı olarak da tanınan Düzgünman’ın, bir kısmının güftesi de kendisine ait olmak üzere değişik makamlarda bestelediği yirmi kadar ilâhisi vardır. ( Bu ilahilerden birisini merhum Mustafa Düzgünman’ın kendi sesinden dinlemek için lütfen aşağıdaki gramafon resminin üzerine tıklayınız. )
Onun bestekârlık tarafını gösteren ve son yılların dinî mûsiki repertuvarı açısından ayrı bir önem taşıyan bu ilahiler, vefatından önce yakın arkadaşı neyzen Niyazi Sayın tarafından notaya alınarak tesbit edilmiştir. Ayrıca vaktiyle meşkettiği dinî eserleri son zamanlarında banda okuyarak tesbit edilmelerini sağlamıştır.
1953′ten 1979′a kadar yirmialtı yıl müddetle Aziz Mahmud Hüdâyî Dergâhı’nın türbedarliğını yapan Düzgünman, halk ağzıyla koşma tarzında şiirler de yazmıştır. Bunlar arasında, ebrunun tarihçesi, özellikleri ve mahiyetini anlatan yirmi kıtalık “EBRUNAME” en tanınmışıdır.
Kıymetli tesbihler, yazı levhaları, kendi ebruları, şemse tarzında yaptığı kitap kapları, kutu ve çerçevelerden oluşan koleksiyonu halen ailesinde bulunmaktadır. Ayrıca eski tarz körüklü fotoğraf makinasıyla 1000′e yakın hat örneğini emüsyonlu cama tesbit etmiş, bazıları “Kalem Güzeli” (Ankara,1981) ve “İslam Mirasında Hat Sanatı” ( İstanbul, 1993 ) adlı eserlerde yer alan bu fotoğraf camlarının asılları, daha sonra kendisi tarafından Türkpetrol Vakfı’na hediye edilmiştir.
12 Eylül 1990 Çarşamba günü vefat eden Mustafa Düzgünman’ın kabri, Karacaahmet Mezarlığı’ndadır.
kaynak: M.Uğur DERMAN / İSLAM ANSİKLOPEDİSİ
NİYAZİ SAYIN: (1927- )
Ney virtüözü ve tesbih ustası büyük sanatkarımız Niyazi Sayın (doğ 1927 – Üsküdar), dini musikide de ilk hocası olan Mustafa Düzgünman’dan ebruculuğu öğrenmiş ve kendi ifadesiyle ebrunun yirmi beş çeşidini yapmış, ayrıca Mehmet Efendi’nin sırrını yıllarca gizlediği (?) ebruyu da başarmıştır. (bkz Hayat Mecmuası, 25-1976). Ancak, bu iddiaları taşıyan ebrularını sanat aleminde henüz sergilemediği ve sırlarını açıklamadığı için, sadece haberiyle yetiniyoruz.