Atilla Can
Ebru Sanatçısı
Turkish Marbling Artist
ANA SAYFA
- EBRU TARİHÇESİ
- EBRU USTALARI
- EBRU TEKNİĞİ
- ARMAĞAN-I KIYMETTAR
- KELAM-I MANİDAR EBRULAR
- EBRU DERSİ
- 2009 YILI EBRU ARŞİVİ
EBRU ve RESİMLERİ
- PORTR-E-BRU
- RESİMLİ EBRU
- KARDELEN
- GELİNCİK
- KARANFİL
- MENEKŞE
- PAPATYA
- NERGİS
- LALE
- NATÜREL LALE
- İSTANBUL LALESİ
- NEFTLİ BATTAL EBRU
- BATTAL EBRU
MAKALE
- Ebru' daki Lezzetin Sırrı
- Şairler ve Ressamlarda Öksüz Kalır
- Ebru Üzerine Murat Bardakçı
- Galata' ya Bakmak Mı?
- Ebru ile Buluşma Noktası
- Bir Cemre Misali ATATÜRK
- Ali Çalışır' ın Sanat Görüşü
LİNKLER
CONTACT:
atillacan2001@mynet.com
Şairler ve Ressamlarda Öksüz Kalır
Eylül sessizce yaklaşmış hüzün mevsiminin
kapıları ardına kadar açılmıştı artık. Yeşilin tonlarından
kızıla, kızıldan sarıya derken, yakında ağaçların saçlarında
kükürt sarısı tonlar daha da
popüler olmaya başlayacak.
Kendinden emin kuzey
rüzgarları;
kıkırdayarak ağaçlara,
çatılara, pencerelere
kedim cimbo
gibi sürtünmeye başladı bile.
Bu günlerde
güneşin
parlaklığından ödün yok ama sonbahar ile
pazarlıklar
açık açık ortada artık. Geçen gün sayısını
bile
tahmin
edemediğim kalabalık bir topluluğa şahit
oldum.
Hepsi yan
yana durmuş, pür dikkat konuşulanları dinliyorlar,
sözün bittiği
yerde ise başka bir tanesi söze başlıyor, diğer birine teslim
ediyordu kelimelerini, tıpkı bir bayrak yarışı gibi. Konuşanlardan
bir tanesi, ''hazerfan'ın galata' dan maviliklere
süzülüşünü, büyük büyük dedelerimden biri görmüş'' dedi gururla.
Diğer biri Martin Eden'in karmaşık yaşamını, okyanusun
derinliklerinde sona erdirirken, hüznün bu kadar mı acı verdiğine
tanık olan aile bireylerinden bahsetti. Başka biri Rembrandt'ın
Saskia' nın İtalyan çiçek ve bahar tanrıçası Flora olarak
tablosunu yaptığından bahsederken, diğeri Degas'ın Paris Operası
dansçılarından Marie van Goethem'den nasıl etkilendiğini, Küçük
Dansçı Kız balmumu heykelini nasıl bir hassasiyetle yaptığını
anlattı.
Başka biri Floransa da mermerin Michelangelo'nun
ellerinde, yumuşacık bir hamura nasıl dönüştüğünü,
Bir başkası
Vincent van Gogh'un Arles'a geldiğinde
Lamartine
meydanındaki
cafe'yi nasıl tablolaştırdığına
şahit olan
aile bireylerinden
bahsetti. Başkası Picasso'nun Dora
Maar'a olan aşkına
tanıklığını, başka biri Aguste Monet'in
bayan Gadibert
portresinin güzelliği karşında Emil
Zola ile kahve içip sanatsal
tartışmalara nasıl yelken
açtıklarını, diğeri Renoir' ın
tekerlekli sandalyede bile,
fırçaları ellerine bağlayarak resim yapmayı sürdürdüğünü anlatıyordu. Kulaklarıma inanamadım, bu
topluluk, dünyanın her tarafını görmüş, kültürel yaşamlara
tanıklık etmiş kuşakların son temsilcileriydi anlaşılan. Kimi
İstanbul'dan, kimi Milano'dan, kimisi okyanus ötesinden, değişik
değişik yerlerden gelmiş ve aynı dili konuşuyorlardı. Tuhaf
olan, toplantı yeri, insan ruhunu bir izmarit gibi ayaklar
altında ezen pis kokulu çöplükten başka bir yer değildi. Olaylara
yaşamlara tanık olan, şiirlere, resimlere konu olmuş bu
kalabalıkta martı topluluğundan başkası değildi...
Her ne kadar
denize kilometrelerce uzakta olan evinizin
penceresini açtığınızda,
martı süzülüşlerini seyretmek
güzel gibi gözükse de, bu kopuş,
bu terk ediş belki de
anlayana bir mesaj mıdır bilinmez ama, gün
gelirde
denizlerde bir adet martı bile görünmezse, sadece
ressamlar
şairler öksüz kalmayacak, belki de yaşamın sınırına
geldiğimizi de anlayıp, uçurum çiçekleri toplamak
zorunda kalacağız.
atilla can (28 ağustos 2009)